Geçmiş İlişkilerinizdeki Benzerlikler


“Geçmiş ilişkilerimi gözden geçirdim. Benimle birlikte olan erkekler bir seçim yapmak zorunda kalıyorlar ve hep diğer kadını seçiyorlar. Neden seçilen kadın ben olamıyorum? Farklı ve iyi olacak diye başladığım ilişkilerin sonu hep hüsran mı olacak?” diyordu danışanım.


Aura alanına sorularımı göndermeye başlayınca gözlerimin önünde küçük bir evin bahçesi belirdi. Minik bir kız merdivende oturuyor, karşısında tahminimce annesi var, eşini bekliyor. Baba sürekli ev dışında ve anne hep onun yolunu gözlüyor. Muhtemeldir ki başka kadınlarla ilişkisi var. Anne hiç mutlu değil.


Araya girip danışana sordum: “Erkekler dışarıdadır, onlar her şeyi yapar” gibi bir düşüncen var mı?” “Evet” diyor danışan, “Hep erkeklerin daha özgür olduğunu düşünürüm.” Küçük kız annesi gibi olmamaya orada karar vermişti işte. Erkeklere karşı sessiz kalmayacak ve hükmeden taraf olacaktı. Zaten ilişkilerinde hükmeden tarafın kendisi olup olmadığını sorduğumda danışan da doğruladı.


Bunun altında yatan, kaybetme duygusudur. Soyunu devam ettirmeyeceği fikri, kadında kaybetme korkusu yaratır. Bu kayıp acısını yaşamamak için kadın iki çeşit davranış geliştiriyor.


1- Erkeğe bağımlı olma davranışı geliştirir. Nasıl bir şeydir bu ‘erkeğe bağımlı olmak’? Onun her isteğini yapmak, gereken yerde bile hayır dememek. Kendi istediklerini sürekli ertelemek, bunları dile getiremediği için sitem etmek ve küsmek. Bolca taviz vermek. Sürekli erkeği kontrol etmek, kıskançlık yapmak… Yeter ki erkek onu bırakıp gitmesin.


2- Hükmeden taraf olarak, güçlü görünme davranışı geliştirir. Egosu yüksektir, acı çekmemek için kendini soğuk bir kozanın içine hapsetmiştir. Duygularının farkında bile değildir.


Belirtmeme gerek var mı bilmiyorum, iki davranış tarzı da ilişkilerde sağlıklı değil. Ne hükmeden taraf olacaksınız, ne karşıdaki kişiye bağımlılık geliştireceksiniz. Onun duygularını anlamaya çalışarak, taviz vermeden, saldırmadan, kırmadan, kırılmadan, suçlayacak veya suçlanacak durum oluşturmadan, özgürlük içinde değerli olduğunuzu hissedin, hissettirin. Unutmamak gerekir ki, evrenin bir yasası var: Ne verirsen onu alırsın. Sevgi verdiğimizde sevgi.

Bu metin, Meral Bakır’ın Işığını Keşfet isimli kitabından alıntılanmıştır.

Kazandibi?..

Çapalamak davranışına ilginç bir diğer örnek daha… Danışanımın şikayeti şöyleydi: ”Ağladığımda ya da üzüldüğümde sütlü tatlı yemek istiyorum. Özellikle kazandibi.”

Bunu fark ettiğini, altında mutlaka bir neden olduğunu, artık bu çocukça davranıştan kurtulmak istedğini dile getirdi. Seansa başladık, aura alanına niçin ağladığında ve üzüldüğünde sütlü tatlı ya da kazandibi yemek istediğini sordum. Bir yandan da enerji gönderiyordum. Az sonra gözümün önünde, sobalı olduğunu düşündüğüm çok sıcak bir oda belirdi. Öylesine gerçekti ki sobanın yaydığı sıcaklık yüzüme vuruyordu. Yüksek bir yatak gördüm. Yatağın üzerinde bir çocuk hıçkırıklarla sarsılıyordu. Belli ki ağlaması epeydir devam ediyordu. Gözyaşları fışkırıyor, kollarını ve bacaklarını çırparak ağlıyordu. Birden kapı açıldı. Genç bir kadın telaşla odaya girdi. Elinde mama tabağı vardı. Aceleyle bebeğine mama yedirmeye başladı. İlginç olan, ağzımda hissettiğim tattı. Mamanın dibi tutmuş gibiydi, hafiften yanık tadı geliyordu. Anlamıştım: Annenin, ağlayan bebeğini susturmak için pişirdiği ve dibini tutturduğu mamanın, şimdiki zamandaki tat karşılığı ‘kazandibi’ydi. Danışanım yorumuma katıldı, ”Üzüldüğüm ya da ağladığımda ne yapıp ediyor, gidip alarak yiyor, sonra rahatladığımı hissediyorum” dedi. Onda çapa yaratan şey, kazandibiydi. İlgisiz ve yalnız kaldığını hissettiğinde kazandibi ona anne şefkati ve desteğini sunuyordu sanki.

Bu sahneyi, onun izni ile, aura alanından göndererek sildik. Seans bitti. Bir süre deneyimlemesini, üzülüp ağladığındaki davranışının farkında olmasını istedim.

Yaklaşık bir yıl sonraydı. Konuyu çoktaan unutmuştum. Görüştüğümüzde o halinden eser kalmadığını anlattı. Artık üzüldüğünde ve ağladığında sütlü tatlı yemiyordu. Ama bu kez de ters bir çapa oluşturmaktan kaçındım, ”Lütfen git ve sütlü tatlı ye” diye önerdim. Bir çapayı silerken farklı bir çapa oluşturmak istemeyiz.

Bu metin, Meral Bakır‘ın Işığını Keşfet isimli kitabından alınmıştır.

VAKA 1: RUHUN KAYBEDİLMESİ

Fiziksel veya duygusal travmalar sonucunda ruh parçasının bedenden ayrıldığına inanılır. Bu da yaşam neşesini yitirmeye, ruhsal gelişimin durmasına neden olur. Kadın danışanımı hatırlıyorum, “Sanki canlı cenazeyim, yaşıyor muyum yaşamıyor muyum farkında değilim. Çok çabuk hastalanıyorum. Parasal anlamda da büyük sıkıntı yaşıyorum. Yaşam durmuş gibi” diye yakınıyordu. Antidepresan kullanan danışanın aura alanına baktığımda gerçekten zamanın durmuş gibi olduğunu, hiçbir şey yapmak istemediğini gördüm. 

Ruh kaybı olduğunu hissettim. Enerji çalışmalarına başladık. Ruhunu kaybeden kişi; kronik stres yaşar, bağışıklık sisteminin zayıflaması nedeniyle çok sık hastalanmaya meyillidir. İçsel boşluğunu alışveriş, yemek, alkol, sigara gibi bağımlılık yapan şeylerle doldurmaya çalışır. Paraya ve mala çok fazla değer vermeye başlar. Koma durumu veya bitkisel hayatta kalmak da ruh kaybına yol açabilir. Kaybolan ruh, koptuğu parçası ile birleştikten sonra gerçek yaşama dönebilir, kişi dengeli bir hayat sergileyerek mutluluğu ve huzuru bulur. 

Işığını Keşfet KİTABINI SATIN ALMAK İÇİN TIKLAYINIZ.